İnsan için çoğunlukla “düşünen bir canlı”dır
tanımlamasını kullanmaktayız . Aslında bu tanım öğrenme öğesini kapsamadığı için
eksik kalmaktadır. Dolayısıyla bu tanımı “öğrenen ve öğrendiğini geliştiren ve
kendisinden sonra gelen nesillere aktarabilen” bir canlıdır şeklinde
değiştirebiliriz. Gerçekten de insan dışında kalan türlere baktığımızda,
öğrenmenin olabileceğini fakat bu bilginin sonraki nesillere aktarma konusunda
herhangi bir becerinin gelişmediğini görmekteyiz.
İnsan yeryüzünde ilk var olduğu andan itibaren diğer
canlılardan farklı olarak bilgi üretmiş, bunu ait olduğu toplumun diğer
bireyleriyle paylaşmış ve bilgileri bir yolla kendisinden sonraki nesillere
aktarabilmiştir. Bilginin aktarımı uzun süreler boyunca görerek ya da izleyerek
geliştirilen yapıların (ev aletleinin yapımı, avlanma gibi) sözel olarak bir
sonraki kuşağa aktarılamsı şeklinde olurken, nüfusun artması toplum yapısının
karmaşıklasması ve dillerin gelişmesiyle yazılı aktarıma dönüşmüştür. Bilginin
çoğalarak artması ve karmaşıklaşması usta eğiticilerin ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Bu konudaki en özgün örnekler Eski Yunan’daki düşünür-öğrenci
ikilisidir. Eski Yunan sitelerinde ortaya çıkan ve usta-çırak ilişkisi
şeklindeki bilgi aktarımı kitabın ortaya çıkmasıyla büyük bir değişim geçirmek
durumunda kalmıştır. Düşünce ve tecrübelerin kitap içinde toplanmasıyla
öğreticinin olmadığı ortamlarda da öğrenme gerçekleşmeye başlamıştır. Ayrıca, bu
tür yazılı kaynaklar sayesinde oluşturulan bilginin yeni nesillere aktarılması
daha kolay olmuştur. Kitap ve diğer yazılı kaynaklar sayesinde bilgi birikimi
artarken öğrenciler öğreticilerinin fikirlerini diğerleriyle karşılaştırma
şansına da kavuşmuşlardır. Yani, öğretici birinci ve tek kaynak olmaktan çıkmış,
eğitimi yönlendirici ve destekleyici bir kimlik kazanmaya başlamıştır. Buna
paralel olarak kitap ve diğer yazılı kaynaklar yoluyla eğitimin yüz yüze
gerçekleşmesi zorunluluğu da ortadan kalkmıştır.
Bu radikal değişimi takip eden dönemler boyunca eğitim
konusunda çok büyük değişiklikler olmadan günümüze kadar gelinmiştir.Günümüzde
ise eğitimin yeniden çok radikal diğer bir dönüşümle karşı karşıya olduğu
konusunda görüşler ileri sürülmektedir. Bu değişikliğin temelinde eğitimde
teknolojinin, özellikle bilgisayarların kullanımıdır. Ancak bu konuda bir takım
kavramaların oluşturulup kullanılması sırasında çok dikkatli olmamız
gerekmektedir. Eğitimde bilgisayar kullanımının bilgiye ulaşım ve bilgilerin
iletimi konusunda büyük kolaylıklar sağlayacağı kesindir. Bununla birlikte
günümüze kadar başarıyla uygulanan öğrenci-öğretmen modelinde çok fazla bir
değişim yapamayacağı açıktır. Başka bir deyişle, bilgisayarların öğreticilerin
yerini alacağı fikri kulağa hoş gelse de yakın bir gelecekte hala hayal olarak
kalmaya devam edecektir. Burada önemle üzerinde durulması gereken konu
bilgisayarlaşmanın bilgiye erişimi ve kullanımı çok kolaylaştıracağı fakat
etkili kullanım için iyi eğitilmiş eğitimcilerin yerini tutamayacağıdır.
Dolayısıyla, bu sistemin en etkili olarak kullanımı ancak bilgili, teknolojiyi
kullanma konusunda iyi yetiştirilmiş eğiticilerin yol gösterici rolünü oynadığı
eğitim/öğretim ortamlarının yaratılmasıyla mümkün olabilecektir. Bu makalenin
amacı, eğitimde teknoloji kullanımı konusunda oluşabilecek yanlış anlamaları
ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktır. Bu amaca ulaşmak için bundan sonraki
bölümlerde sırasıyla, teknlojinin eğitimde kullanımının kısa bir tarihçesi
verildikten sonra diğer dünya devletlerinde teknolojinin eğitim ortamlarına
girmesi sırasında edindikleri tecrübelerden bahsedilecek ve en son olarak da
ülkemizde bu tecrübelerin ışığında neler yapılması gerektiği
tartışılacaktır.
Eğitimde Teknoloji Kullanımın Tarihçesi
Eğitimde teknoloji kullanımı konusundaki ilk ciddi çalışmalar doğal olarak bu teknolojilerin üretildiği ülkelerde başlamıştır. Genel olarak, teknolojinin üretildiği ülkelerde üniversiteler bünyesinde Öğretim Sistemleri Teknolojisi (Instructional Systems Technology) adı verilen bölümler kurularak teknolojinin eğitimde kullanımı konusunda çalışmalara başlanmıştır.
1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı sırasında üretilen askeri amaçlı filmlerde eğitimde görsel malzeme kullanmanın önemi ortaya çıkmıştır. Öğretici görsel malzemenin değerlendirilmesi amacıyla araştırıcılar değişik yöntemler geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bu çabaların bir sonucu olarak “uygulayarak değerlendirme” (formative evaluation) bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında da benzer amaçlı çalışmalar devam etmiştir. 1950’li yıllara gelindiğinde öğretim amaçlı televizyon (instructional television) çok yaygın olarak kullanılmaya başlanmış ve buna bağlı olarak da üniversitelerde görsel-işitsel teknoloji bölümleri hızla kurulmaya başlanmıştır. 1950-1960 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde Ford Vakfı televizyon aracılığıyla eğitime 170 milyon dolar harcamıştır. 1967 yılında ise Amerikan Araştırma Enstitüsü (Amerikan Institute for Research) tarafından “İhtiyaca Göre Öğrenme” (The Program for Learning in Accordance) adı verilen ve matematik, dil fen bilimleri ve sosyal bilimleri kapsayan bireysel öğretici programlar geliştirilmiştir.
Bilgisayarların eğitim kurumalarında ilk kullanımı ise 1950’li yılların sonlarında ikinci nesil bilgisayarların ortaya çıkışına rastlamaktadır. O günlerde, büyük üniversiteler bilgisayarları yönetimsel amaçlı olarak kullanmaya başlamışlardır. Özellikle, muhasebe, maaş ödemeleri ve öğrenci kayıtları bilgisayar kullanılarak tutulmaya başlanmıştır. Bilgisayarların bu idari kullanımlarının yanı sıra öğretici amaçlı kullanım yeteneklerinin keşfedilmesiyle 1960’lı yıllarda bilgisayar temelli öğretim programlarının geliştirilmesi çalışmaları başlatılmıştır. Bu projelerden en ünlülerinden birisi Illinois Üniversitesi tarafından geliştirilen PLATO’dur. Aynı dönemlerde IBM firması tarafından “Coursewrite” programı geliştirilmiş, benzeri programlar yine Stanford ve Pennsylvania üniversitelerinde de geliştirilmiştir. 1970’li yılların sonlarında üçüncü nesil bilgisayarların piyasaya çıkması ve, fiyatların düşmesi bilgisayarların daha fazla yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bu sayede, daha fazla sayıdaki okul bilgisayarları idari amaçlar için kullanma fırsatı bulmuşlardır. 1972 yılında özel bir şirket olan MITRE Corp. ile Brigham Young Üniversitesi TICCIT sistemini geliştirmeye başlamıştır (Zaman Paylaşımlı ve Etkileşimli Bilgisayar Kontrollü Öğretici Televizyon ). Renkli televizyon kullanılarak öğrencilere ders verilirken, geliştirilmiş bir daktilo aracılığıyla, gerçekleştirilen karşılıklı etkileşim bir bilgisayar aracılığıyla kontrol edilmekteydi. Bu proje kullanıcı kontrollü öğrenme felsefesinin gelişmesine yol açmıştır. Böylece, her kullanıcı kendi bilgi ve becerileri doğrultusunda öğrenme fırsatına kavuşmuş oluyordu. Projenin ilk hedef kitlesi yetişkinler olurken sistem özellikle askeri personelin eğitiminde kullanılmaya başlanmıştır. 1970’li yılların sonuna doğru, bir ana bilgisayara telefon hatlarını kullanarak terminal makinalarının bağlanması ve ana bilgisayar üzerinde yer alan derslerin terminaller aracılığıyla kullanılması temeline dayanan PLATO IV sistemi geliştirildi.
Bu sistemler gelişmelerini sürdürürken,
bilgisayarların eğitimde çok değişik amaçlarla kullanılmaya başladığını
görüyoruz. Genel olarak bu kullanımları şu ana başlıklar altında toplamak
mümkündür;
| Kullanım Amacı | Örnek Kullanım |
| İdari Amaçlı | Muhasebe ve Rapor Oluşturma
Kayıt tutma Stok Ders Programlarının Hazırlanması |
| Bilgisayarları Öğrenme | Bilgisayar Okur-Yazarlığı
Bilgisayar Mühendisliği |
| Bilgisayar Aracılığıyla Öğrenme | Öğretici Programlar Alıştırma programları Benzetişim programları Öğretici oyunlar Testler |
Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi bilgisayarlar öğrenme amacıyla çok değişik şekillerde kullanılabilmektedir. Kullanım amacına bağlı olarak gerçekleştirilen eğitim çok farklı isimler alabilmektedir(bilgisayar temelli eğitim, bilgisayar aracılığıyla eğitim gibi). Her ne isimle adlandırılırsa adlandırılsın bugün bilgisayarlar eğitim sistemine hizla girmektedir. Bilgisayarların eğitimde kullanımı aynı zamanda bilgiye hiç alışık olmadığımız şekilde kolay ve hızlı ulaşmamızıda olanaklı bir hale getirmiştir.
Aslında bu konudaki en büyük gelişme kişisel bilgisayarların yerine ağ yapılarının kullanımıyla gerçekleşmiştir. Zamanla ağların birbirlerine bağlanmasıyla oluşan Internet dünyayı global bir köy haline getirmiş ve bilgiye erişimde sınırları ve kontrolü ortadan kaldırmıştır. Bu büyük değişimi sağlayan Internet’in gelişimine kısaca bakacak olursak, ilk fikir Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı’nın araştıma ve geliştirme kolu olan “Savunma İleri Düzey Araştırma Projeleri Kurumu’na (DARPA, Defence Advanced Research Project Agency) dayanmaktadır. 1969 yılında A.B.D Savunma Bakanlığı “Paket Anahtarlamalı Bilgisayar Ağı” yapısını temel alan ARPANET’i oluşturmaya başladı. Bu ağ yapısı daha sonra ABD’deki diğer üniversite ve araştırma kuruluşlarının katılımıyla büyümeye başladı. 1973 yılında değişik tipte bilgisayarların birbirleri ile konuşmalarını sağlamak amacıyla Stanford Üniversitesi, BBN ve University College London bir araya gelerek internetworking projesini başlattılar. 1980 yılında TCP (Transfer Control Protocol) adı verilen İletim Kontrol Protokolü sabitleştirildi. 1983 yılında bütün ARPANET kullanıcıları İletim Kontrol Protokolü/İnternet Protokolünü (TCP/IP, Transmission Control Protocol/Internet Protocol) kullamaya başladılar. ARPANET 1990 yılının Haziran ayında kullanımdan kaldırıldı ve yerini, ABD, Avrupa, Japonya ve Pasifik ülkelerinde ticari ve hükümet işletimindeki omurgalar aldı.
Bu gelişmeler olurken 1986 yılında Amerika Birleşik devletlerinde Ulusal Bilimler Vakfı tarafından (NSF, National Science Foundation) NSFNET kuruludu. Bu ağ omurgasına dünyanın değişik yerlerinden ağlar bağlanmaya başlandı. Türkiye bu ağ omurgasına 1993 yılında katıldı. Ülkelerin katılımıyla kaynaklar artmaya ve bilgiye ulaşım kolaylaşmaya başladı. Teknolojide oluşan bu olumlu değişmeler öğrenme alışkanlıklarımızı değiştirmeye başladı ve bunun doğal sonucu olarak eğitim sistemlerimizde değişmeye zorlandılar. Geldiğimiz bu noktada bütün ülkeler eğitim verdikleri ilk, orta, lise ve yüksek öğrenim kuruluşlarını bu sisteme bağlama yarışına girdiler. Bazı ülkeler bu yarışta önemli mesafe alırken diğerleri geri kaldılar ve hızla bu açığı kapatmak amacıyla teknolojiyi kullanım alanlarına sokma yarışına başladılar. 1980’lerden başlayarak bugün gelinen noktayı tam anlayabilmek için ülkeler bazında teknolojinin eğitim kurumlarında kullanımına bir göz atmamız yararlı olacaktır.
Avusturya
| Nüfus (Milyon) |
Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi
(yıl) |
Eğitime Ulusal Gelirden Ayrılan Pay ($) |
| 8.0 | 17.000 | 6.225 | 40.000 | 300.000 | 8 | (%7.8) 5 Milyar |
Avusturya’da eğitim sistemi hiyerarşik bir yapı içersinde merkezi olarak yönetilmektedir. Zorunlu temel eğitim 8 yıl olup bunun ilk 4 yılı ilkokul, ikinci dört yılı ise ortaokullarda gerçekleştirilmektedir. Orta dereceli okul öğrencilerinin % 40’ının evinde bilgiasayar bulunmaktadır. 1992 yılında her 100 kişiden dokuzunun bilgisayar sahibi olduğu belirlenmiştir. Bilgisayarlaşma oranlarına bakıldığında Avusturya’nın bu alanda büyük bir ilerleme kaydettiğini söylemek mümkündür. Okullardaki bilgisayarlaşmaya baktığımızda, 1970’lerin sonlarına doğru orta dereceli meslek okullarının yarısının bilgisayar alt yapısının tamamlandığını görmekteyiz. 1991 yılına gelindiğinde orta dereceli okullarda her öğretmene 22 öğrenci düşerken, 1 bilgisayarı 9 öğrenci paylaşmaktaydı. Ülkede bilgisayarların yaygın olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla öğretmenler temel bilgisayar eğitiminden geçirilmişlerdir. Bu eğitime 1976-1977 yıllarında bilgisyar dersi veren öğretmenlerle başlanmış, 1985-1986 yıllarından itibaren matematik, İngilizce, Almanca ve fen bilgisi öğretmenleriyle devam edilmiştir. Halen 40.000 orta dereceli okul öğretmeninin % 40’ı bu eğitimden geçmiş bulunmaktadır. Ancak burada üzerinde durulması gereken en önemli konu eğitimin amacına ulaşıp ulaşmadığı olmaktadır. Çünkü, 1991-1992 yıllarında yapılan proje çalışmalarına % 11 oranında katılım olmuştur. Sorunun nedenleri araştırıldığında, motivasyon eksikliği, bilgisayara yabacı olmak, farklı alan öğretmenlerinin birlikte çalışmak istememeleri gibi faktörlerin rol oynadığı gözlemlenmiştir.
Orta dereceli okullarda bilgisayarların müfredat içersinde yer alması ulusal bir politika olarak belirlenmesine rağmen yakın bir gelecekte bu hedefe ulaşılmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Müfredat konusundaki başarısızlığın temelinde yeterli sayıda eğitim yazılımının bulunmaması ve öğretmenlerdeki motivasyon ve eğitim eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak, Avusturya, bilgisayarların eğitim
alanında kullanımı amacıyla cok erken dönemlerde çalışmalar başlatmasına rağmen
orta dereceli eğtim kurumlarında istediği hedeflere henüz ulaşamamıştır.
Belçika
| Nüfus | Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) |
Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi |
| 10.100.000 | 17.700 | 650.000 | 18 yaşa kadar zorunlu |
Ülkede yaşanan bu başarısız deneyimin üç nedene bağlı olduğu belirtilmektedir. Bunlar sırasıyla alt yapı, eğitimi veren öğretmenlerin ve sistemin çalışmasından sorumlu olan kişilerin yetersizliğidir. Ayrıca teknolojideki hızlı ilerleme ve eğitim yazılımlarının yetersizliği önemli bir rol oynamaktadır.
Bulgaristan
| Nüfus | Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) |
Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi |
| 8.800.000 | 3.800 | 1.123 | 28.769 | 383.953 | 16 yaşa kadar zorunlu |
Fransa
| Nüfus | Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi | Eğitime Ulusal Gelirden Ayrılan Pay ($) |
| 57.8 | 18.200 | 55.000 | 6-16 yaşlar arası | (%6.39) 76.1 Milyar |
Almanya
Ülkenin nüfusu 81.1 milyon ve kişi başına düşen
ulusal gelir ise 19.400 $’dır. Okul başına 25 bilgisayar bulunmakta ve bu sayı
hızla arttırılmaktadır. Orta dereceli okulların ilk yıllarında öğrencilere
“Temel Bilgi Teknolojileri Eğitimi” dersi verilmektedir. Daha sonraki yıllarda
ise “Bilgisayar Bilimleri” dersi bazen zorunlu bazen ise seçmeli ders olarak
okutulmaktadır.
Almanya’da eğitimin temel
amacı öğrenciye nasıl bilgi edinebileceği, nasıl öğreneceği ve bilgiyi yaratıcı
olarak nasıl kullanacagının öğretilmesidir. Eğitim yazılımları konusunda Almanya
çok avantajlı bir konumda bulunmaktadır. Halihazırda, okuma-yazma, matematik, ve
fen bilgisi alanlarını içine alan 3.203 yazılım bulunmaktadır. Ayrıca, çoklu
ortam elektronik kitapların hazırlanması, eğitim veri tabanının oluşturulması ve
yerel bilgisayar ağlarının oluşturulması çalışmalarına devam edilmektedir.
Almanya, alt yapısının iyi olmasına ve yeterince eğitim yazılımına sahip
olmasına rağmen henüz planladığı hedeflere ulaşamamıştır. Bunun nedeni olarak
öğretmen eğitiminin yeterli olmadığı düşünülmektedir.
Yunanistan
| Nüfus (Milyon) |
Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi
(yıl) |
| 10.6 | 8.900 | 12.000 | 90.000 | 1.500.000 | 15 yaşına kadar 6 yıl ilk okul, 3 yıl orta okul zorunlu |
Japonya
| Nüfus (Milyon) |
Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi
(yıl) |
Eğitime Ulusal Gelirden Ayrılan Pay ($) |
| 125 | 20.400 | 40.000 | 1.000.000 | 40.000.000 | 9 (6 yıl ilkokul 3 yıl orta okul) |
%5.9 |
Hollanda
| Nüfus (Milyon) |
Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi (yıl) | Eğitime Ulusal Gelirden Ayrılan Pay ($) |
| 15.0 | 17.200 | 11.000 | 200.000 | 2.500.000 | 12 yıl (8 yıl ilkokul 4 yıl ortaokul) |
%5.8 |
İspanya
| Nüfus (Milyon) |
Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğrenci Sayısı | Zorunlu Eğitim Süresi |
| 39.3 | 12.700 | 25.000 | 7.000.000 | 6-16 yaşlar arası |
İngiltere
| Nüfus (Milyon) |
Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı |
| 58.1 | 16.900 | 29.000 | 513.000 | 8.000.000 |
1990 yılında öğretmenlerin eğitilebilmesi amacıyla
her yedi kişiye bir bilgisayar düşecek şekilde 7000 bilgisayar kullanılmıştır.
Halen okul kütüphanelerinden bilgisayar aracılığıyla faydalanabilmek amacıyla
Internet’in kullanımı, 5-18 yaşlar arasındaki nüfusun eğitiminde elektronik
iletişimin sağlanması ve belli kaynaklardan okullara bilgi aktarımının
sağlanması konularında çeşitli projeler yürütülmektedir. İngiltere’de
okulların bilgisayarlardan daha fazla yararlanabilmeleri ve yeni teknolojileri
kullanabilmeleri, okul yöneticilerinin eğitilmesi ve bu teknolojilerin
sağlanmasındaki problemlerin çözümüyle mümkün olacağı düşünülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri
| Nüfus (Milyon) | Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı | Eğitime Ulusal Gelirden Ayrılan Pay ($) |
| 260 | 24.700 | 109.200 | 3.000.000 | 51.000.000 | %7,5 |
Çin
| Nüfus (Milyon) | Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı (Milyon) | Eğitime Ulusal Gelirden
Ayrılan Pay ($) |
| 1190 | 2.200 | 813.000 | 9.000.000 | 177.0 | (%12.7) 9.64 Milyar |
Türkiye
| Nüfus (Milyon) | Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir ($) | Okul Sayısı | Öğretmen Sayısı | Öğrenci Sayısı (Milyon) | Eğitime Ulusal Gelirden
Ayrılan Pay ($) |
| 64.266 | 2.947 | 68.591 | 352.732 | 11.219 | % 2.1 |
Sonuç:
Buraya kadar anlatılanlardan bir dizi fazla sonuç ve çözüm önerileri üretmek mümkündür. Bunu yapmadan önce bundan bir süre önce Bussiness Week dergisinde yayınlanan ve S. Wildstorm tarafından kaleme alınan bir makaleye değinmek yerinde olacaktır. Bu makaleye yazar çocukluğunda Ruslar tarafından uzaya gönderilen Sputnik’in Amerikan eğitim sistemi üzerine yaptığı etkileri anlatarak başlıyor ve bu konudaki gözlemlerini şu kelimelerle özetliyor: “Sputnik’in uzaya gönderilmesi ulusal bir paniğe neden oldu. Bunu takip eden bir kaç ay içerisinde okullara fen bilgisi laboratuvarlarında kullanılabilecek malzemeler akmaya başladı. Fakat bu sırada herhangi bir öğretmen eğitimi yapılmadığı için daha sonraki seneler bu pisliği temizlemekle geçti. Internet’in okullara sokulabilmesi için gösterilen tutkuda benzeri bir sonuç verecek gibi görünmektedir...” Evet, günümüzde bilgi teknolojileri ve Internet her alanda hayatımızı büyük bir hızla değiştirmektedir. Dolayısıyla, bu teknolojileri bir an önce hiç zaman geçirmeden eğitim sistemimiz içinde yer almasını sağlamamız gerekmektedir. Fakat, bunu yaparken bizden önce bu konuda uzun zaman ve emek harcamış diğer ülkelerin deneyim ve uygulamalarından doğru dersler çıkarmamız “Amerika’yı yeniden keşfetmemizi” engelleyecektir. Gerçekten, Amerika’yı keşfetmekten yorulup kıta amerikasını gezme vakti çoktan geldi ve geçiyor. Bunun için yapılması gerekenler yukarıda örnekleri verilen ülkelelerin deneyimlerinde yatmaktadır. Kısaca özetleyecek olursak;
Kaynaklar:
1) Plank, H. (Ed). (1991). Education in Austria: A
concise Presentation. Vienna: federal Ministry of education and arts.
2) Wetzel, G., Haider, G. (1991). COMPED
national questionnaire Austria, Salzburg: University of Salzburg, Austrian IEA
Reseach Center.
3) Denis, B. (Ed),
(1993), Control Technology in Elementary Education (NATO ASI Series, Vol. 116)
Heidelberg: Springer Verlag.
4)
Azalov, P., Todorova, M., Assenova, P. (1991), "On some problems of informatics
education in secondary school, Teaching Mathematics and
informatics,3:1-4.
5) Pelgrum, W.J.,
Janssen Reinen, I.A.M., Plomp, Tj. (1993), Schools, Teachers, students and
computers: A cross-national perspective. The Hague, Netherlands: (IEA) The
International Association for the Evaluation of Educational Achievement.
6) MEN(1990)Padagogical use of satellites
images, Centre National d'etudes spatiales.
7) Rommel, H.-G. (1987), "Development of educational
Software in Germany (Federal republic)", pp 125-138 in T. Plomp, K. van Deursen,
J. Moonen (ed), CAL or Europe, Computer-Asisted Learning for Europe. Amsterdam,
NewYork, Oxford: North-Holland.
8)
Dimaras, A. (1978), "The Movement for Reform: A Historical Perspective",
Comparative Education Review. Vol 22, No 1,pp11-20
9) Mclean, M. (1990), Britain and Single Market
Europe: Prospects for common School Curriculum. The Bedford Way Series,
Institute of Education, University of London, London: Kogan Page ch, 5.
10) Japan Association for Promotion of
Educational Technology (1993), Report No. 49 and No 50, Tokyo.
11) MESC (1990) outline of Education in Japan, The
Asian Cultural Centre for Unesco, Tokyo.
12) Krins, D., Plomp, Tj, Scholtes, E. (1992), New
Information Technology in Education: The Netherlands. Luxemburg, Official
Publications for the European Communities.
13) European Communities Commission (1993), New
information Technology in education, Spain. Luxemburg: Office for Official
Publications of the European Communities.
14) Martin, D.(Ed), (1991), Spain Information
Technology, Madrid, Ministerio de education in Ciencia.
15) Hooper, R. (1997), National Development Program
in Computer-Asisted Learning :Final Report of the director. Councial for
educational Technology.
16)
Parlimentary Office of Science and Technology (1991), Technologies for Training:
The Use of Technologies for Teaching and Learning in Primary and Secondary
Schools. Volume 1. Report Parliamentary Office of Science and Technology.
17) Anderson, R.E. (Ed), (1993), Computers
in American Schools,
1992: An Overview.
IEA Computers in Education Study, department
of Sociology, University of Minnesota, Minneapolis,
Minnesota.
18) Natioanal Center for
Education Statistics (1994), Digest of Education Statistics 1994 (NCES 94-115),
Washington, D.C.: US. Goverment Printing Office.
19) China Education Newspaper (1993), The educational
Statistics communique for 1992 (march 15,1993).
20) Pelgrum, W.J., Plomp, T (1991), The use of
computers in education
worldwide,
Elmsford, NY. Pergamon Press.
21)
Milli Eğitim Bakanlığı, BİLGEM (Bilgisayarlı Eğitim Müdürlüğü)
22) Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 1996 Yılı
İstatistikleri.